Genel Olarak Eser Sahibinin Eser Üzerindeki Manevi Hakları Ve Bilgisayar Programı Açısından Özellikler

Eklenme Tarihi : 26.09.2009
Yazar : Av. Zeki DELİKAYA
I. FİKRİ MÜLKİYET HUKUKUNDA ESER VE ESER SAHİBİ KAVRAMLARI

      A. Eser Kavramı :
     Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun 1/B-a maddesine göre eser, sahibinin hususiyetini taşıyan, ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar ve sinema eserleri türlerinden birisi içine giren her nevi fikir ve sanat mahsulüdür. Bu anlamda bir eserin FSEK anlamında eser sayılabilmesi için iki şartın varlığı aranacaktır:
-    Sahibinin hususiyetini taşıması (subjektif unsur): Bu husus, eserin sahibinin özgün bir düşüncesinin ürünü olması ve yaratıcılığını yansıtması olarak anlaşılmaktadır.
-    Kanunda sayılan eser türlerinden birine girmesi (objektif unsur): Eserin ikinci koşulu ise, sözkonusu eserin kanunda sayılan ve numerus clausus kuralına tabi olan türlerden birine girmesidir. Yani kanunda yer alan dört eser türü dışında herhangi bir fikir ve sanat eserinden söz edilemez. Bilgisayar programları ise, kanunda sayılan türlerden “İlim ve Edebiyat Eserleri” sınıfına girmekte olup, bu kapsamda kanundaki korumalardan faydalanabilmektedir.

     B. Eser Sahipliği Kavramı :
     Kanundaki tanımıyla “Eser sahibi, eseri meydana getiren kişiyi” ifade eder (5846 sk. md. 1/B-b). Burada yer alan kişinin gerçek kişi olmasına ilişkin kanunda daha önce yer alan ibare, yapılan değişiklikle çıkarıldığından, artık tüzel kişilerin de eser sahibi olabileceklerinin kabulü gerekmektedir. Ancak, doktrinde işçilerin işleri gereği meydana getirdikleri eserlerin sahibinin yine bu işçiler olacağı, fakat eser üzerindeki kullanma hakkının çalıştırana ait olacağı kabul edilmektedir .
         Ortak Eserler: Birden çok kişinin meydana getirdiği eserlerde ise, eserin kısımlara ayrılması mümkünse, eser sahiplerinden her biri meydana getirdiği kısım üzerinde hak sahibi olacaktır (FSEK md.9). Bu tarz eserlere, Fransız hukukundan esinlenilerek Ortak Eser denir.Bu durumda, müşterek mülkiyet benzeri bir hak sahipliği sözkonusu olup, MK’nın Müşterek Mülkiyet’e ilişkin hükümlerinin uygun düştüğü ölçüde kıyasen uygulanması gerekir. Ancak böyle bir durumda, her eser sahibinin eserin bütünü üzerinde manevi hakları mevcuttur.
         Eser Sahipleri Arasında Birlik: Eğer eserin kısımlara ayrılması mümkün değilse ve birden çok eser sahibinin meydana getirdiği eser ayrılmaz bir bütün oluşturuyorsa, bu durumda eserin sahibi onu vücuda getirenlerin birliğidir (FSEK md.10/1). Bu durumda ise, eser üzerinde elbirliği (iştirak halinde) mülkiyetine benzer bir hak durumu sözkonusu olacak ve birliğe BK’nın adi şirkete ilişkin hükümleri ile uygulanacaktır (FSEK md. 10/2). Eser sahipleri kural olarak oybirliğiyle karar alabilirler. Ancak, kendi aralarında anlaşamamaları halinde mahkemeden karar verilmesini isteyebilecekleri gibi, tecavüz halinde de eser sahiplerinden her biri eserin korunması için gerekli tedbirleri tek başına almaya yetkilidir. Ancak Yargıtay, verdiği bir kararda eser sahiplerinden her birinin tek başına dava açmaya yetkili ise de, hükmedilen tazminat üzerinde tek başına tasarrufta bulunamayacağına hükmetmiştir.

II. BİLGİSAYAR PROGRAMLARININ NİTELİĞİ

WIPO Fikir ve Sanat Eserleri Anlaşması’nda bilgisayar programlarının da fikir ve sanat eseri olarak korunması öngörülmüş olup; daha sonra bilgisayar programlarının edebiyat ve sanat eserleri kapsamında korunacağına ilişkin Avrupa Birliği Yönergesi doğrultusunda 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunumuzda da bilgisayar programları tanımlanmış ve bu kanun kapsamındaki eserlerden olduğu açıkça belirtilmiştir. Kanunun 1/B-g maddesinde Bilgisayar Programının, “Bir bilgisayar sisteminin özel bir işlem veya görev yapmasını sağlayacak bir şekilde düzene konulmuş bilgisayar emir dizgesini ve bu emir dizgesinin oluşum ve gelişimini sağlayacak hazırlık çalışmalarını” ifade ettiği belirtilmiştir. Kanun’un 2. maddesinin 1. fıkrasında ise, “Herhangi bir şekilde dil ve yazı ile ifade olunan eserler ve her biçim altında ifade edilen bilgisayar programları ve bir sonraki aşamada program sonucu doğurması koşuluyla bunların hazırlık tasarımları”nın İlim ve Edebiyat Eserleri kapsamında olduğu kabul edilmek suretiyle bilgisayar programlarının veya bunların hazırlık tasarımlarının Fikir ve Sanat Eseri olduğu kabul edilmiş ve bu bağlamda koruma kapsamına alınmıştır. Bilgisayar programları, önemli oranda fikir ve sanat eserlerinin özelliklerini taşımakta ise de, bazı noktalarda ayrıcalıklar da göstermektedirler. Bu yüzden programlar Fikir ve Sanat Eserleri kanunu kapsamında korunduğu zaman, farklılıklarını da dikkate almak ve onlar için istisnai hükümler getirmek zorunluluğu doğmaktadır. Nitekim bizim yasamız da böyle istisnalar içermektedir . Bunun dışında, yukarıda eser ve eser sahipliği ile ilgili olarak yapılan açıklamalar, kanunda ilim ve edebiyat eserleri kapsamında kabul edilen Bilgisayar Programları için de aynen geçerlidir. Ancak, bilgisayar programlarının Fikir ve Sanat Eserleri hukuku anlamında eser olması için, kişisel fikri bir ürün olması, yani kişisel çabanın ifadesi olması ve yaratıcısının hususiyetini taşıması gerekir. Bilgisayar programında fikri yaratımın ve sahibinin hususiyetini taşıyıp taşımadığının tesbitinde, içerdiği bilgilerin ve emirlerin bölümlenmesi, düzenlenmesi, derlenmesi, seçilmesi vb. Açılardan diğer programlardan farklı olması ve programcıya bir biçimlendirme alanı bırakması aranacaktır .

III. ESER SAHİBİNİN HAKLARI

     Eser sahibinin hakları kanunda ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir. Kanun koyucu bu hakları temelde ikiye ayırmıştır:
     A. Eser Sahibinin Mali Hakları: Bu haklar FSEK’te 20. maddeden itibaren düzenlenmiş olup, bu hakların birbirinden bağımsız haklar olduğu ve birinin kullanımının diğerlerini etkilemeyeceği kabul edilmiştir (FSEK md. 20). Diğer yandan, bu haklar kanunda sayılanlarla sınırlı (numerus clausus) olup, ancak kanunun tayin ettiği süre, yer ve şartlar dahilinde kullanılabilir . Bu haklar, şunlardır:
-   İşleme Hakkı (md. 21)
-   Çoğaltma Hakkı (md. 22)
-   Yayma Hakkı (md. 23)
-   Temsil (Umuma Arzetme) Hakkı (md. 24)
- İşaret, Ses ve/veya Görüntü Nakline Yarayan Araçlarla Umuma İletim Hakkı (md. 25)
     B. Eser Sahibinin Manevi Hakları: Manevî haklar, eseri yaratan kişiyle eser arasındaki duygusal ilişkinin sonucu olarak ortaya çıkan haklardır. Bu nedenle, doğrudan doğruya eser sahibine bağlı haklar olup, sınırlı sayıdadır. Ancak doktrinde bazı yazarlar, kişilik hukukundan doğan hakların da eser sahibini koruyacağı gerekçesiyle manevi haklar açısından sınırlı sayı ilkesine karşı çıkmaktadır.
     Manevi haklar, eser sahipliğinden doğan bazı mutlak ve inhisari yetkiler oldukları için, miras yolu ile geçmedikleri gibi, başkalarına da devredilemezler. Ancak eser üzerindeki manevi hakların kullanılma yetkisinin devredilebileceğinin kabulü gerekir . Bu haklar da yine 5846 sayılı FSEK’te dört kategoriye ayrılarak düzenlenmiştir. Bunlar, eseri kamuya sunma hakkı (md. 14), eserde sahibinin adını belirtme hakkı (md. 15), eserde değişiklik yapılmasını yasaklama hakkı (md. 16) ve eser sahibin malik ve zilyede karşı hakları (md.17)’ndan ibarettir.
     Bilgisayar programları açısından ise, yabancı doktrinde manevi hakların bilgisayar programı sahasına uygun olmadığı görüşü hakimdir. Hatta bazı yazarlar, manevi hakların bilgisayar programlarının tabiatına aykırı olduğu gerekçesiyle kanunda bu sahada manevi hakların mevcut olmaması gerektiği görüşündedirler. Bu görüşün etkisiyle, bazı hukuk sistemlerinde bilgisayar programları üzerindeki manevi haklara büyük istisnalar getirilmiştir . Nitekim bizim kanunumuzda da, bilgisayar programları açısından önemli kısıtlamalar getirilmiş ve kullanıcının kendi ihtiyacı için programın bir yedek kopyasını almasının engellenemeyeceği ve hataların düzeltilmesinin sözleşmeyle önlenemeyeceği gibi hükümler konmuştur (md. 38).
     Genel olarak bütün fikir ve sanat eserleri için şöyle bir prensip şahsî amaçla çoğaltmak veyahut da işlemek serbesttir. Bu, telif haklarını ihlal etmez diye düşünülür. Ama, bilgisayar programlarıyla ilgili olarak, bunları yapabilmek için yazılım nüshasının hukuka uygun olarak ele geçirilmiş olması şarttır. Yani, kütüphaneye gidebilirsiniz, kütüphanedeki bir kitabın birkaç sayfasından fotokopi çekebilirsiniz. Şahsî amaçla yaptığınız zaman buna denilecek bir şey yoktur. Ama, bir bilgisayar programından bir kopya çıkarmak istiyorsanız veya o bilgisayar programını işlemek istiyorsanız, o bilgisayar programı nüshasını hukuka uygun olarak ele geçirmiş olmanız gerekir .

A. UMUMA ARZ (ESERİ KAMUYA SUNMA) HAKKI:

     Bir eserin, eser sahibinin aile ve yakınları dışındaki kişilere açıklanması, kamuya sunmadır . Bir eserin eser sahibinin gizlilik alanında bulunması ve kamuya arzedilmemiş olması durumunda eser üzerindeki tüm haklar eser sahibine ait olup, eser sahibinin topluma karşı herhangi bir yükümlülüğü de yoktur. Esasen bu durumda, eserin fikri mülkiyet hukuku kapsamında bir korumadan yararlanması da mümkün olmayacaktır. Ancak umuma arz gerçekleştikten sonradır ki, eser fikri mülkiyet hukuku kapsamında korumaya kavuşacak ve sözkonusu eser topluma mal olacağından, topluma karşı da eser sahibine bazı sorumluluklar yüklenebilecektir .
     Eserin, eser sahibi tarafından kamuya sunulması eser sahibinin iradesine tabi olup, iradesi dışında kamuya arzedilmesi eser sahibinin sorumluluğuna sebep olmaz. Alenileşme, ancak eser sahibinin rızasıyla olabileceğinden, rıza dışında kamuya arz durumunda eserin aleniyet kazandığından bahsedilemeyecek ve buna bağlı sonuçlar meydana gelmeyecektir. Mesela, koruma süreleri başlamayacak, eser üzerinde haciz ve rehin gibi kısıtlayıcı işlemler gerçekleştirilemeyecektir . Arzın eser sahibinin iradesi dışında gerçekleşmesi durumunda, eser sahibinin manevi bir hakkı ihlal edilmiş olacaktır.
     Kamuya sunma ile yayma kavramları da farklı kavramlar olup, yayma kamuya arzın türlerinden sadece biri olup, daha dar çerçeveli bir kavramdır. Eser sahibi eserini kamuya bizzat sunabileceği gibi, bu hakkını mali hakkıyla birlikte üçüncü bir kişiye de bırakabilecektir. Ancak, sözleşmeyle üçüncü bir kişiye bırakılan kamuya arz hakkı, eser sahibinin şeref ve haysiyetini zedeleyecekse, eser sahibinin daha sonra üçüncü kişiye tanıdığı bu haktan vazgeçmesi –tazminat sorumluluğu baki kalmak kaydıyla- mümkündür (FSEK md. 14/III). Eser sahibinin eseri umuma arz hakkından önceden feragat etmesi de geçersiz olup, hukuki bir sonuç doğurmaz.
     FSEK 14/II. maddesine göre bir eserin umuma arzedilmiş sayılması için, bir ölçüt getirmiş ve eserin tamamı veya esaslı bir kısmı ya da ana hatları açıklanmışsa kamuya arz edilmiş sayılacağını hüküm altına almıştır.
     Kamuya sunma hakkı şu yetkileri kapsar:
-   Kamuya arz edip etmemeye karar vermek,
-   Kamuya sunmanın zamanını belirlemek,
-   Kamuya sunmanın yerini ve şeklini belirlemek,
-   Kamuya sunulmamış eserin muhtevası hakkında bilgi vermek.
     Bu konuda bilgisayar programları açısından özellik arz eden bir durum yoktur. Yukarıda açıklanan hususlar, bilgisayar programları hakkında da uygulanır.

B. ADIN BELİRTİLMESİ (ESER SAHİBİ OLARAK TANITILMA) SALAHİYETİ:

     Bir eseri, sahibinin adıyla, müstear adla veya adsız olarak kamuya sunma hakkı münhasıran eser sahibine aittir (FSEK md. 15). Burada düzenlenen, eser sahibinin adının eserinde belirtilmesinin ötesinde, eserin kamuya sunulmasında eser sahibi olarak tanıtılma hakkıdır. Bu hak eser sahibinin adının eserinin üstüne konulmasının yanında, onun eser sahipliğinin eserin kullanıldığı her hal ve yerde yeteri açıklıkta ve büyüklükte belirtilmesi hakkını da kapsar . Örneğin bir filme aktarılan kitabın sahibi, filmin jeneriğinde ve filme ilişkin reklamlarda eserinin ve adının yer almasını da isteyebilir.
     Adın belirtilmesi yetkisi tek taraflı olmayıp, adın belirtilmemesi yetkisini de kapsar. Bu bağlamda, eser sahibinin eserinde adının gösterilmesini veya gösterilmemesini talep hakkı mevcut olup, aksine davranışlara karşı da, müspet veya menfi tesbit davası açma hakkına sahiptir. Ancak eser üzerinde adın belirtilmesi talebi FSEK’e dayanarak istenebilecekken, eserin kendisine ait olmadığı iddiasında eser sahibi olarak gösterilen kişinin FSEK’e değil, MK’daki adın korunması hükmüne dayanması gerekir .
      Adın belirtilmesi, her zaman eser sahibinin gerçek adının eserde gösterilmesi suretiyle olmayabilir. Eser sahibi eserde gerçek adının belirtilmesini isteyebileceği gibi, takma adının veya rumuzunun belirtilmesini de isteyebilir. Bu adda eser sahibinin izni olmaksızın değişiklik yapılamaz ad kısaltılamaz ve rumuz açıklanamaz .
     Adın belirtilmesine ilişkin hak münhasıran eser sahibine ait olup, bu haktan sözleşmeyle vazgeçilmesi de mümkün değildir. Bu hak, çalışanların meydana getirdiği eserlerde de eser sahibine aittir. Ancak, Yargıtay verdiği bir kararda, dershanede çalışan bir öğretmenin hazırladığı kitabın dershanenin adıyla yayınlanmasına karşı açtığı davayı, mali haklar dersaneye ait olup, davacının haklarına bir tecavüz bulunmadığı gerekçesiyle reddetmiştir .
     Eser sahibinin eseri anonim olarak yayınlaması da adın belirtilmesi hakkı kapsamında mümkündür. Ancak, eser sahibinin isteğiyle anonim olarak yayınlanmışsa, sonradan adının konulmasını isteyen eser sahibinin, önce eserin sahibi olduğunu ispat etmesi gerekecektir .
     Eser, kimin adıyla kamuya sunulmuşsa, eserin sahibi karine olarak bu kişidir. Aksini iddia edenlerin, bunu ispat etmesi gerekir. Bu sebeple, eserinin gasp edildiğini iddia eden şahsın, bu iddiasını ispat etmesi gerekecektir. Ancak, bir kimse kendi adıyla kamuya sunulan eserin kendi eseri olmadığını iddia ediyorsa, onun bu iddiasını doğru kabul etmek ve ispat külfetini aksini iddia eden tarafa yüklemek menfaatler dengesine daha uygun olacaktır .
     Güzel sanat eserlerinin çoğaltılması suretiyle elde edilen nüshalarında da, eser sahibinin adının yazılması ve eserin kopye olduğunun açıkça belirtilmesi zorunludur. Yine mimari eserlerde de eser sahibinin adı veya işaretinin, eserin üzerine yazılması FSEK md. 15’in emredici hükmü gereğidir.
     Bilgisayar programları açısından ise, özel bir durum vardır. Bilgisayar programlarının bir ekip çalışması ürünü olduğu, bir programın geliştirilmesinde birçok kişinin emeği geçtiği, bu nedenle de programda eser sahibi adının belirtilmesine ilişkin bir hakkın uygulanma kabiliyeti olmadığı ileri sürülmüştür . Halbuki bu husus bilgisayar programlarına özgü bir durum olmayıp, tüm eserler için mümkün olabilecek bir ihtimaldir. FSEK de, ortak ve birlikte meydana getirilen eserlerde hak sahipliği hususunu düzenlemiş olup, bilgisayar programlarını bu hükümlerin dışında tutmaya imkan yoktur.
     Öte yandan, İngiliz hukukunda, bilgisayar programlarında ve diğer bazı eser türlerinde eser sahibinin adının gösterilmesinin zorunlu olmadığı düzenlenmiştir. Doktrinde, yorum yoluyla bu hükmün Türk Hukuku’nda da uygulanması gerektiği savunulmuştur .
    
C. ESERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINI MENETME HAK VE SALAHİYETİ:

     Fikir ve sanat eserleri, manevi haklara konu olmak bakımından eser sahibinin adı, eserin adı ve muhteva ile şekilden müteşekkil eserin kendisinden ibaret bir bütün teşkil eder. Bu bütünlüğün korunmasında, eser sahibinin manevi çıkarı bulunduğu açıktır .
     Bern Sözleşmesinin mük. 6. maddesinde eser sahibinin, izni olmaksızın eserde değişiklik yapılmasına muhalefet etme hakkına sahip olduğu belirtilmiş, aynı husus FSEK md. 16’da da benzer biçimde dile getirilmiştir.
     FSEK md. 16’ya göre, “Eser sahibinin izni olmadıkça eserde veyahut eser sahibinin adında kısaltmalar ekleme ve başka değiştirmeler yapılamaz.” Fikir ve sanat eserleri, sahibinin hususiyetini yansıtır. Fakat eser sahibinin hususiyeti sadece eserin bütününde değil parçalarında ve ayrıntısında kendisini gösterir. Bu nedenle, esere eser sahibinden izin almaksızın müdahalede bulunulması, eserin sahibinin hususiyetini yitirmesine sebep olabileceği gibi; eserde yapılacak bazı değişiklikler, eser sahibinin ününü ve şerefini de zedeleyebilir. Bu nedenle, eserde değişiklik yapılması, ancak eser sahibinin izniyle mümkündür .
     Yargıtay eserde değişiklik yapılmasına cevaz vermediği gibi, eseri bozar şekilde yorumlamayı da manevi hakkın ihlali saymıştır. Örneğin, “Çile Bülbülüm Çile” şarkısının usulüne uygun okunmaması, Yargıtayca eserde değişiklik olarak kabul edilmiştir .
     Eser sahibinin eserin mülkiyetine sahip kimseye karşı da eserin değiştirilmesini men yetkisi mevcuttur. Zira eser sahibinin hakkı öncelikli olup, mülkiyet hakkından üstündür.
     Eser sahibi, eserin mali haklarını devrettiği kimselere eserde değişiklik yapılması yetkisini de tanıyabilir veya devredilen hakkın niteliği gereği eserde değişiklik yapılması zorunlu olabilir (FSEK md.16/2). Örneğin, sinemaya uyarlanması için izin verilen bir romanda değişiklik yapılması veya tercüme edilmesi için sözleşme yapılan eserde yapılacak değişiklikler, eser sahibinin manevi haklarına saldırı olarak kabul edilemez.
     Ancak, yapılan değişiklikler eser sahibinin şeref ve haysiyetine saldırı teşkil ediyorsa, bu durumda eser sahibinin -daha önce değişikliğe kayıtsız şartsız izin vermiş olsa bile- eserin değiştirilmesini men hakkı mevcuttur. Buradaki men yetkisi, esere dolaylı her türlü müdahaleyi de men yetkisi verir. Mesela, şiirinin bir aşk şiirleri antolojisinde yayınlanması için anlaşma yapan şair, daha sonra şiirinin pornografik resimlerle bezenmiş bir kitaba konulduğunu öğrenirse, FSEK md. 16/3 hükmüne dayanarak eserin mahiyet ve hususiyetini bozan bu müdahalenin men’ini talep edebilir .
     Eserde yapılan değişikliğin olumlu veya olumsuz olması da sonucu değiştirmeyecektir. Örneğin eserde yer alan çirkin bir görüntünün yapılacak değişiklikle giderilmesi, roman veya piyesteki acıklı sonun “happy end”e bağlanması vb. değişiklikler de ancak ve münhasıran eser sahibinin izninin bulunması durumunda mümkün olabilecektir. Bu tarz değişiklikleri eserin mülkiyetine sahip olan kişiler dahi yapamazlar .
     İmha ve tahrip de eseri değiştirme anlamına geldiğinden, yine sadece eser sahibine ait yetkiler olup, üçüncü kişilerce veya eserin mali haklarına sahip kişilerce gerçekleştirilmeleri ancak eser sahibinin iznine bağlı olarak mümkün olabilmektedir. Eserde değişiklik yapma yasağı, çoğaltılmış nüshalara ve hatta özel ve sınırlı sayıdaki basılara uygulanamaz .
     Eser sahibi uzun süre ses çıkarmadığı takdirde, eserde değişiklik yapılmasını men yetkisine dayanması hakkın kötüye kullanılması (MK md. 2) teşkil edeceğinden, artık men yetkisini kullanamaz. Nitekim Yargıtay da, “Sessiz Kalmak Suretiyle Hak Kaybı” ilkesini FSEK kapsamındaki haklar açısından da kabul etmektedir:
     “Sonuç olarak, somut olayın özelliği itibariyle davacının eserde izni olmadan ekleme ve değiştirme yapılamayacağı şeklindeki iddiası, yukarıda özetlenen duruma göre MK. 2/2 fıkrasında yazılı hakkın kötüye kullanılması olarak görüldüğünden kabul edilmemiştir.” Mimari eserlerde ise, eserde değişiklik yapılmasını men yetkisi son derece kısıtlı olup, ancak mimarın şahsiyet hak ve menfaatlerinin ağır bir biçimde ihlali halinde sözkonusu olabileceği kabul edilmelidir .
     Bilgisayar programlarına gelince, bilgisayar programlarının bütünlüğünü koruma ve değişiklik yapılmasını önleme yetkisinin tanınması, bu programların işlevselliğini önemli ölçüde sınırlandıracağından, bu yetkinin bilgisayar programını geliştiren eser sahibine verilemeyeceği veya önemli oranda sınırlandırılması gerekeceği kabul edilmektedir.
     Kullanıcı yasal yoldan edindiği bilgisayar programında ihtiyaçlarına göre bazı değişiklikler yapabilmeli (upgrade) veya programdaki hataları ve kendine uymayan yönleri ortadan kaldırabilmelidir (debugging). Ancak, burada kullanıcıya tanınan hak da sonsuz olmayıp, eser sahibi ile geliştirdiği bilgisayar programı arasındaki manevi bağı zedelememeye özen gösterilmesi gerekir . Örneğin bilgisayar programının işlevini yerine getirmesi için zorunlu olmadığı halde bilgisayar programında değişiklik yapılması, eser sahibinin manevi hakkının ihlali olarak değerlendirilmelidir .
     Nitekim Fikir ve Sanat Eserleri Kanunumuz da, 38. maddesinde eser sahibinin bu hakkına önemli bir sınırlama getirmiş ve bilgisayar programını hukuki yollardan edinen kişiye programdaki hataları düzeltme ve kullanılması için gerekli olması koşuluyla işleme hakkı tanımıştır.
    
D. ESER SAHİBİNİN ZİLYED VE MALİKE KARŞI HAKLARI:

     Eser ile bu eserin üzerinde şekillendiği eşyayı birbirinden ayırmak genellikle mümkün değilse de, her ikisine uygulanacak hukuki rejimleri birbirinden ayırmak zorunludur. Bu husus, özellikle bir eşya üzerinde şekillenen eserler bakımından geçerlidir. Eser FSEK hükümleri ile korunurken, eserin cisimlendiği eşya ise Eşya Hukuku’na tabidir . Kanunumuz, 17. maddede eser sahibine malik ve zilyede karşı bazı haklar tanımıştır. Bunlar temelde iki kategori altında toplanabilir. Birincisi “Eserden Faydalanma Yetkisi” olup, doktrinde genelde “Eserin Aslına Varma (Ulaşma) Hakkı” olarak isimlendirilmektedir. İkincisi ise, eserin üzerinde tecessüm ettiği aslın malikinin eser üzerinde tasarrufta bulunurken eserin bütünlüğüne zarar veremeyeceğine ilişkin FSEK 17/2. maddesindeki yetki olup, bu da “Eserin Bütünlüğünü Koruma Yetkisi” olarak isimlendirilir. Buradaki yetki aslında 16. maddede belirtilen “Eserde Değişiklik Yapılmasını Men Yetkisi”nin özel bir halidir.
     Eser sahibinin malik ve zilyede karşı sahip olduğu haklar sadece kanunda sayılan eser türleri için geçerli haklar olup, bunlar da güzel sanat eserleri ve yazarlarla bestecilerin el yazılı eserleridir.
     Bilgisayar programları bu kanun maddesi kapsamına giren eserlerden olmadığından ve bu hak bilgisayar programlarının niteliğine de uygun olmadığından, bilgisayar programı sahiplerinin bu haktan yararlanmaları sözkonusu değildir.
    
IV. HAKLARI KULLANABİLECEK KİŞİLER:

     Manevi haklar, eser sahibine sıkı sıkıya bağlı haklar olduğundan, münhasıran eser sahibine aittirler. Bu haklar sadece eser sahibi tarafından kullanılabilir. Ancak, manevi hakların münhasıran eser sahibine bağlı haklar olması bazı durumlarda eser sahibinin aleyhine sonuçlar doğurabileceğinden, bu hakların eser sahibince üçüncü kişilere kullandırılması mümkün olduğu gibi; aynı zamanda kanunumuz güvenilir kişiler olarak eser sahibinin yakınlarına, kendi haklarının korunması için gerektiği ölçüde mali hak sahiplerine ve kültür mirasının korunması için gerektiği takdirde de Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bu hakları kullanma yetkisi vermiştir.
     Manevi haklar münhasıran eser sahibine bağlı haklar olduğundan, eser sahibinin ölümüyle bu hakların da sona ereceği genel olarak kabul edilmektedir. Ancak bu temel ilke Kanunumuzda yumuşatılmıştır. Eser sahibi, sağken manevi hakları kullanma yetkisini üçüncü bir kişiye bırakabileceği gibi, ölüme bağlı bir tasarrufla da bu haklarının kullanılmasını (örneğin eseri yayma hakkını) üçüncü bir kişiye bırakabilir .
     Eser sahibi, 14/1 ve 15/1. maddelerdeki Eseri Kamuya Sunma ve Adın Belirtilmesine ilişkin manevi hakların nasıl ve kim tarafından kullanılacağını, eğer ölümünden önce veya ölüme bağlı bir tasarrufla belirlememişse, bu haklar öncelikle vasiyeti tenfiz memuru tarafından kullanılır. Tenfiz memuru tayin edilmemişse, bu yetki sağ kalan eşi ile çocuklarına ve mansup mirasçılarına; ana-babasına ve kardeşlerine aittir. Bu kişiler, bu hakları eser sahibinin yakınları sıfatıyla kullanırlar.
     Eserin mali haklarından bir kısmını devralan kişiler de, yakınların sessiz kalması ve meşru bir menfaatlerini ispat etmek koşuluyla manevi hakları kullanabilirler.
     Kültür Bakanlığı ise, manevi hakları kullanabilecek kişilerden hiçbirinin bulunmaması veya bulunup da bu yetkilerini kullanmaması ya da 70 yıllık koruma süresinin sona ermiş olması ve eserin korunmasının memleketin kültürü bakımından önemli olması halinde, FSEK md. 14, 15 ve 16. maddelerin 3. fıkralarında yer alan manevi hakları kendi namına kullanabilir .
    
V. HAKLARIN KULLANILMASINDA SÜRE:

     Manevi haklarda koruma süreleri bulunmayıp, koruma süreleri sadece mali hak sahipleri için öngörülmüştür. Manevi haklar, kişiye sıkı sıkıya bağlı haklar olduğundan, ölümle sona ererler. Ancak Fikir ve Sanat eserleri açısından ölümle son bulma söz konusu olmayıp, ölümünden sonra manevi haklara vaki bir tecavüz halinde yakınların, mali hak sahiplerinin ve Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bu hakları kullanması mümkündür.
     Bern sözleşmesinin mükerrer 6. maddesinde de, eser sahibinin ölümünden sonra manevi hakların en az mali hakların süresince korunacağı öngörülmüştür .
     Yargıtay da verdiği bazı kararlarda manevi hakların mirasçılar tarafından dahi kullanılabileceğini kabul etmiştir .

VI. HAKLARIN KULLANILMASINDA BAŞVURU YOLLARI

      A. CEZA DAVALARI: Eser sahibinin eser üzerindeki haklarını korumak için 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun 75. maddesine uygun şikayeti üzerine aynı Kanunun 71 ve 72. maddelerine göre ceza davası açılır. Ancak ceza koruması makalemizin kapsamı dışında bulunduğundan bu konuda ayrıntılı bilgi verilmeyecektir.
      B. HUKUK DAVALARI: FSEK’te fikri haklara saldırı halinde açılabilecek üç dava türü belirlenmiştir. Bunlar, tecavüzün ref’i davası, tecavüzün men’i davası ve tazminat davalarıdır.
     1. TECAVÜZÜN REF’İ DAVASI: Tecavüzün ref’i davası, tecavüzün devam ettiği süre içinde veya sonuç doğurmaya devam etmesi halinde açılır. Eğer tecavüz sona erdiyse, artık mevcut bir tecavüz bulunmadığından ref davası açılamaz. Tecavüz son bulmuşsa, dava amaçsız kalmıştır ve bu durumda açılması mümkün tek dava tazminat davasıdır . Eser sahibinin adının eserde belirtilmemesi veya yanlış belirtilmesi, eserin eser sahibinin izni dışında çoğaltılmış nüshalarının kamuya sunulması durumunda ve ayrıca eser üzerinde yapılmış değişikliklerin giderilmesi hususunda ref davası açılması mümkündür (FSEK md. 67).
     Ancak bilgisayar programları açısından, FSEK 38. maddede getirilen istisna nedeniyle, eserde yapılan hata düzeltmesi eserin değiştirilmesi niteliğinde olmasına rağmen, yasadan kaynaklanan bir hak olduğundan ref davasına konu edilemez.
     TECAVÜZÜN MEN’İ DAVASI: Eğer tecavüz henüz başlamamış, fakat başlaması kuvvetle muhtemelse, eser sahibi tecavüzün men’ini talep edebilirler (FSEK md. 69). Aynı şekilde, tecavüz sona ermiş olmakla birlikte tekrar etmesi tehlikesi mevcut ise yine men davası açılması mümkündür. Tecavüzün men’i veya ref’i davalarının açılabilmesi için failin kusuru (kasıt veya ihmali) şart değildir. Ancak kusurun bulunması durumunda, eser sahibi ayrıca manevi tazminat davası da açabilecektir .
     MANEVİ TAZMİNAT DAVASI: Eser sahibinin manevi haklarından birine saldırılması durumunda, eser sahibinin veya hak sahiplerinin manevi tazminat davası açması da mümkündür. Manevi tazminat davası açılabilmesi için davalının kusurunun bulunması şarttır . Manevi hakları zarara uğrayan kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminatın ödenmesi için dava açabilir. FSEK md. 70/1’de öngörülen manevi tazminat davası, BK md. 49’a paralel bir biçimde düzenlenmiş olup, burada korunan esere bağlı manevi haklardır. Manevi haklara tecavüz halinde, manevi tazminat davasını eseri yaratan kişi veya FSEK md.19’da belirtilen kişiler açabilir . Mirasçılara dahi bu hak tanınmıştır.